Evet! Haftaya yine yoğun bir şekilde başladık. Bu yüzden pazartesi buraya gelemedim bile. Aslında bu yeni bir başlangıca da vesile oldu. “Salı Hikayeleri” olarak yeni bir başlangıç yapmaya karar verdim.
Bu arada bayağı arasında trend topic olan bir şeyler var: yoğun olmak, zaman bulamamak, meşguliyet havasında olmak gibi. Bunların hiçbiri mantıklı, çalışkan ve planlı bir profesyonele göre kesinlikle bahane değil.
Haftanın ikinci gününde birinci güne sıkıştırdığım mini aydınlanmalarımdan bahsedeceğim size.
Kıbrıs Barış Harekâtı sürecine tekrardan bir döndüm. Sosyal medyada gördüğüm bir paylaşımda bir Kıbrıs Türkü’nün güney tarafına geçiş videosunu görünce “olabiliyor mu acaba” dedim. Biraz araştırdım ve süreç beni bu konuda birazcık daha bilgi sahibi olmaya itti. Fena da olmadı aslında. Belki bunun için ilerleyen dönemde bir tane yazı yazabilirim.
Göçmen ve mülteci konusu yıllardır gündemimizde ama sanki onlar gündemimizden çıkıp Suriye meselesi gündemimize girdi gibi hissediyorum. Tabi ki bize ne anlatırsa o kadar bilgi sahibi olabiliyoruz ama burada merak ettiğim bir konu var. Suriye’de biz kazandık mı? Güncel gelişmeler bir yana, “Biz yeni Suriye’yi kazanabildik mi? Çok merak ediyorum. Zamanla göreceğiz.
İnsan kaynakları, kariyer planları ve Neet gençlik her zaman gündemimde. Onlar için neler yapılabilir ve şu aşamada dışarıda onlar için ne gibi avantajlar var sürekli araştırıyorum. Bu çalışmalardan da oldukça besleniyorum.
Fintek konusu sürekli sürekli önüme geliyor ama ben bir türlü içine dalamadım açıkçası. Yine önümüzdeki dönemde de önüme gelecek gibi duruyor.
Ventures’a bakıyorum şu aralar. Bir hızlı bir ventures da ben oluşturdum aslında ama sanırım şu aşamada birazcık bekletmeliyim diye düşünüyorum.
Imposer Etkisi yeni öğrendiğim bir kavram oldu. Okuduğum bir dergide bunula ilgili bir anlatı vardı. Imposer etkisine kapılan insanlar başarılarını şans eseri olarak görüyorlar. Daha çok kadınlar da olsa da erkekleri de kendine esirmiş bir konu aslında bu. Profesyonel nitelikli insanlar başarılarının kendilerinden değil de bir şans eseri gibi görüyor. Acaba ben de öyle miyim diye bir sormadım değil kendime. Ama bazı konularda mütevazı olmaya kesinlikle gerek yok. “Ben daha iyilerine layığım” dedim yani sonunda.
Advertorial ise kelimeden biraz çağrışım yapsada açılması gereken bir konu olarak önüme geldi. Bu konudan dolayı sizi bilgilendirme ihtiyaç duyuyorum kendimde. ”advertorial” diye bir başlık veya kenarda köşede bir şey görüyorsanız. Onun kesin kesinlikle reklam olduğunu söylemeliyim. İçerik olarak size bilgi veriyor, hobilerinizden bahsediyor olabilir. Makale, video, web sayfası formatında olsa da içeriğin gayesinin tamamen reklam olduğunu bilerek okumanızı tavsiye ediyorum.
Bir kitap önerisi ile devam etmek istiyorum. Daniel Goleman - İş Başında Duygusal Zekâ. Okuyanlar ve okuyacaklarla üzerinde konuşabiliriz.
Kitaptan sonra bana yapılan bir seyahat önerisi hakkında fikir almak istiyorum. Floransa’yı keşfetmiş sokaklarında yürümüş, en az üç gününü buraya ayıran varsa önerilerini dinlemek isterim. Yeni bir yolculuk ihtiyacı duyuyorum çünkü.
Sürdürülebilirlik konusuna gelirsek eğer. (Malum üzerine hem akademik hem de bir yaşam tarzı olarak eğiliyorum.) Son zamanlarda sürdürülebilirlik kavramı önümüze çok çıkıyor değil mi. Sanki gündemde hep o varmış gibi ama rakamlar öyle söylemiyor. Sürdürülebilirliğe sürdürülebilirlik durgunluk (“Sustainability Recession”) gelmiş. Gündemde gibi gözüküyor ama görünürlüğü sürekli düşüyor. ESG raporları, iklim iletişimi, fonlar ve gerçekleşme verileri %30 - %70 arasında azalmış. Sizce zamanla sürdürülebilirlikten vazgeçilecek mi?
Farklı bir konu ile devam edersek. Yönetmeyi yönetmeye çalışan bir yönetici olarak yönetim ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Yöneticiler ve yönetici adayları kendilerini lütfen öz değerlendirmeye tabi tutsun.
İyi bir yönetici;
•İyi bir dinleyici olmalı,
•Ekip kurma becerisi çok iyi olmalı,
•Farklı kurum kültürlerini görmüş, hızlı bir şekilde kurum kültürü oluşturabilmeli,
•Sabırlı, kararlı ve planlı olmalı,
•Vizyon katabilmeli,
•Yaratıcı ve yenilikçi olmalı,
•Tüm alanlarda yedek kulübesini mutlaka dolu tutabilmelidir.
Yöneticiden bahsederken yenilikçi ve yaratıcı liderlerin özelliklerinden de birazcık bahsedeyim. Yaratıcı liderler; hayal eden, hisseden, bağlantı kuran, keşfeden kişilerden olup bunlar genelde dönüştürücü oluyorlar. Yenilikçi liderler ise dokunan, öğrenen, ısrar eden, uygulamaya geçiren etkili olup sürekli artırımlı oluyorlar.
Bence hem yenilikçi hem yaratıcı olmak ve ya biraz yenilikçi, biraz yaratıcı olmak en mantıklısı. İnovasyon olmazsa olmaz ondan hiç bahsetmiyorum bile. Ama sadece şunu ekleyebilirim. Sürekli gelişen bir sistemde bugünün yenisi yarının eskisi oluyor. Yeninin de yenisi, iyinin de iyisi sürekli olacak. Bunun için mücadele etmekten, çalışmaktan vazgeçmemek zorundayız.
Yazımı şöyle bitirmek istiyorum. Kendimize ve çevremize olumlu ve saygılı düşünmeyi telkin edelim. İlerlemeyi ve gelişmeyi teşvik eden kültür için bu çok önemli.
Fatih Boran / 24.12.2024
Beğenerek takip ediyoruz